Taha Akyol, 20 yıllık kamu ihale dosyalarının sürecini yazdı: Mesela ihale dosyası

Gazeteci ve Karar gazetesinde köşe yazarı olan Taha Akyol, “Mesela ihale dosyası” başlığıyla kaleme aldığı yazısında Kamu ihale dosyalarının “çürümesindeki” 20 yıllık süreci anlattı. Yazısına “Filmin ilk bölümünde 2001 krizi var. Popülizm ülke kaynaklarını tüketmiş, ekonomi krize girmiştir. Kemal Derviş’in ünlü “15 Kanun”undan biri, 4 Ocak 2002’de kabul edilen 41 maddelik Kamu İhale Kanunu’dur.” sözleriyle başlayan Akyol’un yazısının tam hali şu şekilde:

“Kamu İhale Kanunu’nun başına gelenler, iktidarın yirmi yılını yansıtan bir film gibidir. Kamu eliyle “bizden” iş çevrelerine servet transferi, pahalı inşaatlar, hukuk devleti imajının gölgelenmesi, son yıllarda yatırım gelmemesi, ama bütün bunlar olurken, ‘uçuyoruz, dünya bizi kıskanıyor’ propagandası…

Filmin ilk bölümünde 2001 krizi var… Popülizm ülke kaynaklarını tüketmiş, ekonomi krize girmiştir. Kemal Derviş’in ünlü “15 Kanun”undan biri, 4 Ocak 2002’de kabul edilen 41 maddelik Kamu İhale Kanunu’dur.

Ecevit imzasıyla Meclis’e sevk edilmişti. Artık iktidarlar ‘yandaşa ihale’ yapamayacaktı. Avrupa Birliği standartlarına göre ihaleler şeffaf, rekabetçi ve mutlaka ‘iktisadi’ olacaktı. Sadece kanunda yazılan çok sınırlı “istisna” hallerinde “davet usulü” uygulanacaktı.

BOZULMA BAŞLIYOR

AK Parti iktidarı bu “istisna”ları genişleterek kanunu değiştirmeye başladı, istediğine ihale verme yollarını genişletiyordu.

Durmuş Yılmaz 2020’deki bir açıklamasında İhale Kanunu’nunda “191 değişiklik yapıldı, kaynak tahsisi bozuldu ve yolsuzlukları arttı” diye açıklama yapacaktı. (6 Aralık 2020)

TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz daha 2014’te “Hukukun üstünlüğüne riayet edilmeyen… ihale yasası onlarca kez değiştirilen böyle bir ülkeye yabancı sermayenin gelmesi mümkün değildir” diyerek kamuya yansıyan ilk uyarıyı yapmıştır. (23 Ocak 2014)

Başbakan Erdoğan bunu uyarı gibi almadı, Grup Konuşmasında TÜSİAD’ın “kendi ülkesini dışarıya kötülediğini… yabancı sermayeyi korkutamaya çalıştığını, her yerinde bunun adının ihanet olduğunu” söyledi. (28 Ocak 2014)

Sanki dünyadaki iktisadi kurumlar ve şirketler İhale Kanunu’ndaki değişiklikleri bilmiyorlardı da TÜSİAD ihbar ediyordu! Nitekim AB dahil uluslararası raporlarda bu konu sürekli tenkit edilegelmektedir.

İktidarın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Plan Bütçe Komisyonun’da nasıl konuştu biliyor musunuz?

Şöyle:

“Sayıştan raporları gözümü açtı… Elimden gelse Kamu İhale Kanunu’ndaki tüm istisnaları kaldırırım.” (5 Kasım 2014)

Tabii yetki onda değildi.

2023 SEÇİMLERİNE

Bozulma ağırlaşarak devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2020 sonlarında, doğru bir kararla “reform dönemine gidiyoruz” diyerek ortodoks iktisatçılar Naci Ağbal’ı Merkez Bankası’na, Lütfi Elvan’ı Hazine ve Maliye Bakanlığı’na getirdi. Göstergelerde iyileşmeler başlıyordu.

Bakan Lütfi Elvan, hazırladığı paket hakkında bilgi verirken şunları söyledi:

“Kamu İhaleleri için de yeni bir sistemin devreye girecek. Sertifikasyon sistemi getiriyoruz. Firmaların liyakat ve yetkinliklerini belirleyen kriterler kamuoyuyla paylaşılacak. İhalelerde denetimi güçlendirip, tasarruf ve şeffaflığı artıracağız… İhale Kanunu’ndaki istisnaların önemli bir kısmını kaldıracağız.” (16 Mart 2021)

Allah biliyor, Elvan’ın reform paketini dinlerken içimde bir umut belirmişti… Fakat Cumhurbaşkanı, “milli ve yerli model” diyerek bugünkü politikalarına yönelecek, Ağbal’ın yerine Kavcıoğlu’nu, Elvan’ın yerine Nebati’yi getirecekti… Sonrası malum…

Ve… 2023 seçimlerine giderken Ak Parti’nin Seçim Beyannamesi’nde bir cümle:

“Kamu İhale Kanunu güncellenecek!”

Yıllar geçtikten, hasar vahim surette büyüdükten sonra, bu bir tek cümle…

Filim burada sona eriyor. Sonrasını yaşayarak göreceğiz.

DÜŞÜNMEK SORUNU

TÜSİAD’ın, Mehmet Şimşek’in ve Lütfi Elvan’ın İhale Kanunu hakkındaki görüşlerinin aynı istikamette olması önemlidir; iktisat biliminin gereklerini söylüyorlardı.

Demek ki ekonominin siyaset ve ideolojilerin dışında kendine ait gerçekleri, kanunları var ama siyaset bunu dinlemedi.

Dün, bugün, sorunumuz zihniyet sorunudur, olgularla, verilerle düşünmek yerine tutkularla davranmak…

Ekonominin bir bilim olduğunu toplumca anladığımızda “orta gelir tuzağı”ndan kurtulup istikrarlı, verimli, teknoloji öncelikli bir kalkınma yoluna gireceğiz. “Büyük Türkiye”nin başka yolu yoktur.

Erdoğan “kişi başı geliri 2002’deki 3 bin dolardan 2013’de 12 bin dolara çıkardım” diyor Doğrudur. Fakat 2020’de 8 bin dolara düştük! Erdoğan şimdi 2028’de 16 bin dolara çıkmayı vaat ediyor.

2013-2028, tam on beş yıl, sadece dört bin dolar artış! Bu hazin gerçek, on beş yıllık yanlışların faturasıdır.”

patronlardunyasi.com

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*