Fehmi Koru: Türkiye’de muhalefet bundan böyle seçim kazanamazmış, her şeyi dizayn eden ‘üst akıl’ imiş

Fehmi Koru*

İnsana en zor gelen yenildiğini kabul etmektir.

Özellikle bizim ülkemizde.

Yenilen bunu kendi aczine, hatalarına bağlamaz, yenende bir katakullilik arar.

Fenerbahçe bu sezon da şampiyon olamadı.

Beşiktaş dünkü maçı galibiyetle bitirseydi ikinciliği kapacaktı; Konya maçı beraberlikle bitti ve üçüncülükle yetinmek zorunda kaldı.

Eminim, her iki takım yönetimleri, hakemleri veya işin içine başka ellerin girmesini suçluyorlardır.

Hakemleri açıkça, diğerini kendilerini dinleyecek birilerini bulduklarında…

Siyaset de futbol gibidir bizde; orada da yenilen kendisinin hatalarını sorgulamak yerine, işin içinde bir hinlik bulunduğunu aramakla meşgul olur. Genellikle bulur da…

Nitekim, geride bıraktığımız seçimden yenik çıkanlar, özeleştiri yapmak yerine, suçlayıcı parmaklarını başka hedeflere yöneltiyorlar.

Onlara bu konuda etraftan yardımcı çıkanlar da az değil.

Dün, YouTube üzerinden yapılan siyasi videoları izlerken, muhalefetin itibar ettiği birkaç yorumcunun ilginç değerlendirmeleriyle karşılaştım.

Türkiye’de ‘seçimli otokratik’ bir rejim varmış ve başka ülkelerdeki benzer rejimlerde de yaşandığı üzere, muhalefetin başarılı olma şansı bulunmuyormuş…

Bu tür yorumları yapanlar, seçim gününe kadar, tuttukları adayın sandıktan başarıyla çıkacağı konusunda en ufak bir kuşku bile duymuyorlardı. Tuttukları taraf beklenen başarıyı göstermeyince, neden böyle bir sonuçla karşılaşıldığını irdeleyip hiç değilse bundan sonraki seçimlerde aynı hataların yapılmaması için tedbirler alınmasını sağlamak yerine, umutsuzluğu yaygınlaştırmayı yeğlemekteler…

Oysa, üç yıl önce yapılan yerel seçimde, tuttukları taraf beklenmeyeni gerçekleştirmiş, iktidarın asla kaybetmeyeceği zannedilen İstanbul ve Ankara dahil bir çok büyükşehirdeki hakimiyetine son verebilmişti.

Rejim otokratik ise, o zaman da otokratikti.

Demek ki, kaybedildiği gibi kazanılıyor da seçimler ülkemizde…

Son seçim, hem milletvekili sayısı olarak hem de cumhurbaşkanı adayı başarısı olarak, muhalefetin beklediği biçimde sonuçlanmamışsa, bunda en baştan itibaren yapılan bir dizi hatanın rolü var.

En başta çıkarılan aday hataydı.

Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklendiği için sonuç böyle oldu.

Seçim sonrası ile ilgili değerlendirmelerde de aynı hatalı çizgi sürdürülüyor.

Muhalifler ‘üst akıl’ diye bir kavram icat ettiler ve iktidarın attığı her adımda onun etkisini buluyorlar.

Kabinede eskinin sertlik taraftarlarını andıran yüzler yok ya, bunu sağlayan ‘üst akıl’ oluyor…

Hazine ve maliye bakanlığının başına Mehmet Şimşek getirildi, eh o nereden geldi, Londra’dan; demek ki, onu da ‘üst akıl’ görevli olarak ülkemize gönderdi…

‘Üst akıl’ hemen her yerde karşılarına çıkıyor.

Daha önce de yazdım: Evet bir ‘üst akıl’ var, ama o dışarıda değil, görünmezliği de yok; atılan bütün adımlar, en baştan bugüne, hep aynı kişinin eseri. ‘Üst akıl’ da o kişi işte… 

Tayyip Erdoğan…

Seçimi kazanabilmesi için karşısına seçilmesi zor bir rakip çıkması gerekiyordu; en baştan itibaren onu istedi ve sonunda istediğini elde etti de…

Rakibi, istediği gibi, CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Kampanyada ekonomik sıkıntıları, deprem tedbirleri konusundaki iktidarın beceriksizliğini unutturacak bir konuya ihtiyacı vardı; onu da muhalefet ‘beka’ konusu olarak ona kendisi sundu. HDP’nin aday çıkartmamasını, seçimde Kılıçdaroğlu’nu destekleme niyetini çok iyi kullandı Erdoğan ve taraftar kitlesini arkasında öyle tutabildi.

İlk turda ‘%50+1’ şartını yerine getirebilmede eksik kalan yarım puanı artırma fırsatını da, yine muhalefet, kampanya stratejisini değiştirerek kendisine hediye ediverdi.

Yeni dönemin kabinesini karşı tarafı ters düşürecek biçimde kurmak da yine ‘üst akıl’ın işi; yani Tayyip Erdoğan’ın…

Bu adımı, ortağı MHP’nin ve lideri Devlet Bahçeli’nin karşı çıkmasına rağmen attığı anlaşılıyor.

Galiba bakan olarak atananlar bile yeni dönemde kendilerinden ne beklendiğini tam anlayamadılar; yeni atanan adalet bakanının Anayasa Mahkemesi kararlarına ve geçmiş uygulamalara rağmen hapiste tutulan TİP’ten seçilmiş milletvekiliyle ilgili tuhaf açıklaması bana bunu düşündürüyor.

‘Üst akıl’ onu da hizaya sokacaktır.

Çünkü kendisinin kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri var ve son seçim öncesini andıracak her şey ‘üst akıl’ın kısa vadeli hedeflerine ters düşüyor.

Muhalifler bu arada ne ile meşguller?

Galiba onlar hala ‘üst akıl’ın kendilerinden beklediği gibi davranmayı sürdürüyorlar. 

‘Üst akıl’ onları da kendi istediği hizada tutuyor.

Türkiye’de son seçimde muhalefetin arzuladığı sonuç alınamadıysa kabahati muhalifler kendilerinde aramalılar.

Böyle diyorum ama futbolda kaybedenler kendilerini hesaba çekiyorlar mı da siyasiler bunu yapsın?

Burası Türkiye.

*Bu yazı fehmikoru.com adresinden aynen alınmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir